GÖLGESİNİN BOYUNA ALDANANLAR: GAZETECİLİK OYNANMAZ, YAPILIR!

Her mesleğin bir çıraklığı, bir de ağırlığı vardır. Demir döven usta da, kumaşa şekil veren terzi de bilir işinin namusunu. Sanatıyla, emeğiyle geçinen her meslek erbabı başımızın tacıdır. Ancak son dönemde öyle bir savrulmaya şahit oluyoruz ki, geçmişteki asıl mesleğini, zanaatını bir kenara bırakıp şimdinin siyaset fırıldağı olanlar, koltuk sevdası bitince çareyi “gazetecilik” oynamakta buluyor.

Dün partiden partiye savrulan, rüzgara göre yön değiştiren, en son bağımsızlık maskesi altında kendine alan açmaya çalışanlar, bugün ellerine aldıkları mikrofonu ya da kalemi bir güç devşirme aracı sanıyorlar.

Siyasette aradığını bulamayan, itibarını ve kaybolan egosunu tatmin etmek için medyanın büyülü ışıklarına sığınan bu zihniyet, ne yazık ki mesleğin onurunu zedeliyor.

Gazetecilik Bir “B Planı” Değildir


Her işin kendine göre bir ustalığı vardır; hasarlı bir sacı düzeltir, boyayı yeniler, kaportayı ayağa kaldırırsınız ama o iş orada kalır. Gazetecilik ise toplumsal gerçekleri eğip bükmeden, üzerine macun çekip boyamadan ortaya koyma sanatıdır.

Siyasette dikiş tutturamayanların, emeklilik günlerini renklendirmek ya da yerel siyasi hırslarını diri tutmak için sığınacağı bir liman, bir “B planı” hiç değildir.

Bugün “gazeteciyim” diye ortalıkta gezen ama soru sormayı bile bilmeyen, sorduğu sorunun nereye gideceğini hesap edemeyen sığ bir anlayışla karşı karşıyayız. Gazetecilik, sadece kendi sesini duymak istemek ya da elindeki gücü şov malzemesi yapmak değildir.

Gazetecilik; bilgi, birikim, etik ve her şeyden önce mesleki bir ahlak gerektirir.

Aynadaki Dev ile Gölgenin Gerçeği


Bu kişilerin en büyük sorunu, kendilerini dev aynasında görmeleridir. Akşama doğru uzayan gölgelerine bakıp kendilerini dev sananlar, güneş battığında ortada gölgelerinin bile kalmayacağını unutuyorlar. Kendini dev aynasında gören bu sonradan görme “gazeteciler”, ne yazık ki yanlarında çalıştıracak insan da barındıramıyorlar.

Her gün değişen personeller, dikiş tutmayan kadrolar aslında o fildişi kuledeki egonun, liyakatsizliğin ve tahammülsüzlüğün en somut göstergesidir. İnsan yönetmeyi bilmeyenlerin, kalemi eline alıp topluma ahkam kesmeye çalışması trajikomik bir tiyatrodan ibarettir.

Sonradan Görme “Medya Patronları!!!


Bu tiplerin en vahim yanı ise, henüz dün adım attıkları bu camiada kendilerini anında “medya patronu” ilan etmeleridir. Mesleğe yıllarını vermiş, bu mesleğin çilesini çekmiş, ömrünü sokaklarda haber peşinde tüketmiş gerçek gazetecileri hiçe sayarak, kendilerini onlardan ayrı ve üstün bir konuma sokmaya çalışırlar.

Oysa gazetecilik sadece kağıt üstünde unvan devşirmekle olmaz; bir üslup, bir adap, en önemlisi de oturmasını kalkmasını bilmeyi gerektirir. Girdiği ortamın ağırlığını taşıyamayan, yılların emeğine saygı göstermekten aciz olanlar, ne kadar büyük paralar harcarlarsa harcasınlar bu camiada asla o saygınlığı satın alamazlar.

Bu Meslek Kimsenin Ego Tatmin Alanı Değildir


Gazetecilik, her şeyden önce asil bir duruş ve bu mesleğin ağırlığını taşıyabilecek bir karakter gerektirir.

Sırf elinde imkan var diye, sırf geçmişteki siyasi kimliğini bir yerlere basamak yapmak için bu mesleğe soyunanlar, mesleğin onuruna ve yıllarını bu işe vermiş gerçek gazetecilerin emeğine saygısızlık ediyor.

Sözümüz, kendini aynada dev sananlara ve onun benzeri figürlere:

Gazetecilik bir heves, bir oyun, bir güç odağı oluşturma aracı değildir. Gazetecilik oynanmaz; sokakta, sahada, gerçeğin peşinde, ilkeli ve tarafsızca yapılır.

Eğer bu mesleğin ağırlığını taşıyamıyorsanız, gölgenizin boyuna aldanıp mesleğin onurunu daha fazla zedelemeyin. Çünkü bu toplum, kimin gerçeğin peşinde olduğunu da, kimin sadece kaybolan itibarını aradığını da çok iyi biliyor.

Hele ki, henüz “fotoğraf” ile “resim” arasındaki farkı bile bilmeden medya patronluğuna soyunanlar, önce bu mesleğin alfabesini öğrenmelidir!